Tanrı Kompleksinin Psikolojik Açıdan Ele Alınması
- pskbetulkarabulut
- 5 Eyl 2025
- 2 dakikada okunur
Tanrı kompleksi psikiyatride resmi bir tanı değildir. Ancak psikoloji alanında, kişinin kendisini sınırsız güç, yanılmazlık ve mutlak kontrol sahibi görmesiyle bağlantılı bir düşünce ve davranış örüntüsü olarak ele alınır. Çoğumuzun zihninde, tanrı kompleksi denildiğinde, her şeyi bilen, hiç hata yapmayan ve eleştiriyi kabul etmeyen kişiler canlanır. Bu yazıda kavramı, psikoloji literatüründeki üç önemli isim üzerinden incelemek istiyorum: Freud, Adler ve Jung.
Freud: Çocukluk Fantezisinden Yetişkinliğe
Freud’a göre hepimiz çocuklukta bir dönemden geçeriz. Çocuk, dünyadaki olayların kendi isteğiyle şekillendiğine inanır. Örneğin “Ben ağladığım için yağmur yağdı.” gibi büyüsel inançlar, bu dönemin tipik örneklerindendir. Normalde bu inançlar zamanla gerçeklikle sınanır ve kaybolur.
Ancak bazı yetişkinler, özellikle narsistik yapıya sahip olanlar, bu çocukluk fantezilerini geride bırakmaz. Onlar için eleştiri kabul edilemez, hata yapma ihtimali yoktur. Çocukluktaki “her şey bana bağlı” inancı, yetişkinlikte yeniden ortaya çıkar. Freud’a göre narsistik kişiliklerde bu ilkel düşünce yeniden canlanır ve kişi kendisini sınırsız bir otorite gibi görmeye başlar (Freud, 1914).
Adler: Aşağılık Duygusundan Üstünlük Kompleksine
Adler ise meseleyi farklı bir açıdan ele alır. Ona göre insanın en temel motivasyonu haz değil, üstünlük arayışıdır. Hepimiz bir noktada yetersiz, eksik ya da küçük hissederiz. Adler buna “aşağılık duygusu” der. Sağlıklı olan, bu duyguyu aşmak için çaba göstermektir: öğrenmek, üretmek, başarmak.
Fakat bazen bu süreç sağlıksız bir yöne evrilir. Kişi, eksiklik hissini telafi etmek için kendisini başkalarının üzerinde konumlandırır; adeta tanrı benzeri bir üstünlük fantezisine kapılır. Adler’e göre bu durum, aslında kişinin derinlerde taşıdığı değersizlik ve kırılganlık duygusunu maskelemek için geliştirdiği bir zırhtır (Adler, 1927).
Jung: Tanrı Arketipi ile Bağdaşım
Jung’un yaklaşımı daha farklıdır. Ona göre hepimizin bilinçdışında, atalarımızdan miras kalan arketipler bulunur. Melek, iyiliği ve saflığı simgeler. Şeytan ise genellikle ayartıcı, karanlık, yıkıcı güçleri olan bir imgedir. Şeytan ve melek deyince aşağı yukarı buna benzer figürler oluşur kafamızda. Arketipleri en yalın haliyle bu şekilde ifade edebiliriz. Bu arketiplerden biri de tanrı arketipidir. Tanrı arketipi, sınırsız güç, bilgelik ve kontrol imgesini temsil eder.
İnsan bu arketiple özdeşleştiğinde, kendisini evrensel doğruların taşıyıcısı gibi görmeye başlar. Ancak bu bağdaşımın tehlikeli yanı vardır: kişi kendi kusurlarını görmezden gelir veya inkar eder. Böyle bir kişi, başkalarını küçümseyebilir, baskıcı ve otoriter tavırlar sergileyebilir. Jung’a göre bu noktada tanrı kompleksi kişisel bir mesele olmaktan çıkar ve toplumsal ilişkileri bozmaya başlar (Jung, 1959).
Tanrı kompleksi taşıyan birinin her zaman özgüveni yüksek biri olduğunu düşünürüz. Oysa çoğu zaman tam tersi geçerlidir. Derinlerde güçlü bir güvensizlik, kırılganlık ve değersizlik hissi vardır. Freud, Adler ve Jung’un farklı açılardan işaret ettiği ortak nokta şudur: “Tanrı gibi hissetmek” çoğu zaman insan olmanın kırılganlığını kabul edememektir.
Kaynakça
Adler, A. (1927). İnsan Doğasını Anlamak
Freud, S. (1914). Narsisizm Üzerine
Jung, C. G. (1959). Arketipler ve Kolektif Bilinçdışı




Yorumlar